Bulgaristan Başmüftüsü Dr. Mustafa Haci: Çocukların Terbiyesi, ebeveynlerinin Hakkı ve Yükümlülüğüdür

 

Günümüzde, ebeveynlere vekil aranmasına, insanların çocuklarına nesnel bir yaklaşım sergilenmesine ve parasal olarak değerlendirmelerine şahit olmaktayız. Bu, insanoğlu doğasına aykırıdır ve aynı zamanda hiçbir şekilde İslami ahlaka uygun değildir. Meseleye farklı açılardan yaklaşılarak şu prensiplerin ihlal edildiği görülebilir:

Birinci: Ebeveynler, en çok da annelerin yeri, ne evlat edinenler, ne de sosyal kurumlar veya organizasyonlar tarafından doldurulabilir, çünkü çocuğun sevgi ve manevilik dolu anne ilgisine ihtiyacı vardır. Çocuk ne kadar zor şartlar altında bulunsa da, herhangi birinin değil de (bu kişi parlak oyuncaklar veya “iyi şartlar” sağlasa da) annesinin himayesi ve ilgisinden dolayı kendini rahat hissediyor. Bahsedilen iyi şartlar birinin gözünde iyi olabilir, fakat onlar çocuğun yaşaması gereken ortam değildir. Eski nesil büyüdüğü ve terbiye eğitimi aldığı şartları iyi biliyor, ama çocukluğu esnasındaki mutluluğu da biliyor. Kısacası, burada değinmek istediğimiz konu ne disiplin, ne de normlardır, mevzu-u bahis ebeveynlerin, çocuklarına verdikleri iman ve ruhanilik, onlar bunları çocukları şartlandırarak değil de devamlı öğretmeleri gerekiyor.

İkinci: Kur’an-i Kerim insanların doğru yolda yürümelerine yardım eden bir rehberdir. İnsan rehberini kaybederse, kendini de kaybetmiştir. Pratikten görüyoruz ki, İnsanoğlu hak yolundan saptığı zaman çok acı meyveler elde ediyor. Eğer insanlar Kur’an-i Kerim’in kurallarına uymazsa şimdi de böyle olacak. Ama unutmayalım ki bu sefer söz konusu adalet, ya da maddi kazanç değildir, söz konusu Allah-ü Teâlâ’nın Dünya’daki elçisinin korunmasıdır. Allah’ın, ebeveynlerinin peşinden giden çocukların terbiye eğitimi hakkındaki söylediklerine şöyle bakalım:

“İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz.”

(Tur Suresi 21. ayet)

Dikkat etmemiz gereken çok önemli bir konu daha var, o da nesillerin imanıdır.  Çocuklar yetiştikleri ortama göre dini kimliklerini inşa ederler, bu nedenle manevi değerlerin çocuklara yabancı kişiler veya organizasyonlar tarafından değil de ebeveynleri tarafından aktarılmalıdır. Pratikte bilinen ve hayvanların dahi takip ettikleri ebeveyn içgüdüsü, yeni nesillere büyüklerinin norm ve yaşam standartlarını benimsemeyi öğretir.

Üçüncü: Çocukların, ebeveynlerinden kopartılıp koruyucu ailelere veya sosyal kurumlara verilmesi insanoğlunun haysiyetini ve Allah-ü Teala’nın onu diğer varlıklara göre daha üstün kılmasını anlamsız kılar. Çocukları zorla ebeveynlerden koparma köleliğe dönüş ve insanın satın alınan bir mal haline gelmesine sebep olur.

Dördüncü: Biri, kimsesiz veya daha doğrusu anne-babanın ilgisizliğiyle büyümüş bir çocuk düşünebilir mi? Kendisi bir gün nasıl bir ebeveyn olacak ve çocuklarını nasıl büyütecek? Ve dahası, genetik olarak aktarılan manevi değerlerini kaybetmiş olanlardan nasıl bir birey ve toplum meydana gelir?

Çocuğun ebeveynlerinden alınıp başka bir ortamda (her ne olursa olsun) büyütülmesi insanoğlunun doğasını değiştirme teşebbüsüdür. Bu konuda Allah-ü Teâla şöyle buyurmaktadır:

“Artık, yüzünü tam doğru dine döndür, Allah'ın ilk yarattığı selamet haline ki insanları, o tabii halde, selamet halinde yaratmıştır”

         (Rum Suresi 30. Ayet)

İnsanoğlunun doğasının değiştirilmesi ise başka bir ayet-i kerimede Şeytan’ın işi olarak gösterilmektedir:

“Allah'ın yarattığını bozmalarını emredeceğim.”

(Nisa Suresi 119. Ayet)

Hiçbir din ebeveynlerle yapılmak istendiği gibi insanların en içten duygularıyla alay edilmesine müsaade etmez.

İslam’ın felsefesi belli:

 

“Çocukların terbiyesi, ebeveynlerinin hakkı ve yükümlülüğüdür.”

 

 

 

Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok