Müslümanlar mezhebi son derece önemli bir mezhep olup bünyesinde asırlardan beri Bulgaristan topraklarında yaşaya gelmiş yaklaşık bir buçuk milyon Müslümanı barındırmaktadır. Bu itibarla o, sadece ülkemizde yaşayan Müslümanlar için ilgi teşkil etmekle kalmayıp sık sık uluslar arası sahnede, özellikle Bulgaristan ile Türkiye arasındaki münasebetlerde bir sorun olarak kendisini göstermiştir.

Prenslik Bulgaristanın kurulmasından sonra yeni devletin hudutları içinde çok sayıda Müslüman kalıyor. Bu devletin kuruluşunun daha ilk yıllarında ortaya çıkan politik, kültürel ve ekonomik koşullarda Müslüman topluluğu çözüm aranan aktüel problemlerden biri oluyor.

Bilindiği gibi reel olarak Bulgaristan 3 Mart 1878 tarihinde Rusya ile Osmanlı imparatorluğu arasında imzalanan Ayastefoanos Вarış Anlaşmasıyla ulusal bağımsızlığına kavuşuyor.

Bu anlaşmanın 7. Maddesinde, Bulgaristan topraklarında kalan Müslümanların haklarının, korunacağı beyan edilmiş olsa da, bu sorun ayrıntılarıyla ele alınmamış ve topluluğun dini örgütü sorunu ortaya atılmamıştır. 13 Temmuz 1878 tarihinde Berlinde imza edilen uluslar arası anlaşma, genel hatlarıyla Prenslik Bulgaristanda kalan azınlıkların hak ve özgürlüklerine değinmekte ve bu hususta bazı ayrıntılara inilmektedir. Berlin Anlaşmasının 5. Maddesi, çeşitli dinlere ve mezheplere mensup azınlıkları tanımakta, onlara kendi toplumsal örgütlerini kurma ve daimi olarak ruhani liderleriyle ilişki halinde bulunmak hakkını beyan etmektedir. O zamanlarda Bulgaristan Müslümanlarının ruhani lideri İstanbulda bulunan şeyhülislâmdı. Berlin Anlaşmasının istemlerine göre Bulgaristan Müslümanlarının ülke içerisinde kendi örgütlerini kurma imkânları olduğu gibi, şeyhülislâmla da ilgi ve münasebet halinde bulunabilirlerdir.

Müslümanlar mezhebinin hak ve salâhiyetleri Prenslik Bulgaristanının Temel Kanunu olan Tırnovo Anayasasının. 42. Maddesinde ele alınmaktadır. Ülkenin bu temel yasası uyarınca "Hıristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin manevi idaresine dair geçici kurallar kabul olunuyor.

Bu kurallara ve çok asırlık İslâm ananelerine göre daha önceden var olan İslâm kuruluşları biçimlenmeye veya uyum sağlamaya başlıyorlar. Bu bağlamda daha 1880 yılında Müslüman nüfus, 10 bölge müftüsü seçiyor. Bölge müftülerinin yönetim yerleri Müslüman nüfusun en kalaba bulunduğu kasabalar oluyor. Bölge müftülerinin Bulgar hükümeti ve şeyhülislâmla ilişikisini daha sonraları "merkez müftü" diye adlandırılan Sofya müftüsü sağlıyormuş. Ondan, sonraki 15 yıl içerisinde Müslümanlar mezhebi yukarıda belirtilen kurallar üzere idare olunuyor. Nihayet, 15 Eylül 1895 tarihinde 63 No'lu Prens Buyrulğuyla "Müslümanların dini işlerini yönetmeye dair geçici tüzük" tastikleniyor. Bu tüzük, müslümanlar topluluğu tarafından pek sıсак karşılanmıyor, zira müftülerin hükümet tarafından tayini gibi bazı hususlarda Müslümanların haklarını sınırlandırdığa için mezhebin bağımsızlığına karışmak olarak algılanıyor.

Bulgaristanın bağımsızlığını ilân etmesine kadar geçen 30 yıllık devre boyunca Müslümanlar mezhebi bu yasal belgeler üzere yönetiliyor ve Osmanlı Devletindeki şeyhülislâmla ilişkilerini devam ettiriyor. 19 lisan 1909 tarihinde İstanbulda Osmanlı hükümetiyle Bulgaristan arasında ülkenin bağımsızlığını tavsip eden anlaşma imza edildikten sonra, aynı gün ona ek olarak bir de protokol imzalanıyor. Memleketimizde Müslüman topluluğun haklarına ve vakıf mallarına ilişkin bu protokol, aynı anlaşmanın ayrılmaz bir parçası sayılmaktadır. Bu sözleşmede artık Bulgaristanda müftülükler sorunu da ele alınıyor. Yani, Türk ve Bulgar hükümetleri Bulgaristandaki müftülükler sorununa çözüm getirmek için bir sözleşme imzalamış oluyorlar. Bu Protokolün 1. Maddesine göre Sofyada bir Başmüftülük kurulacaktır. Başmüftü, Bulgaristandaki müftüler arasından 5 yıllık bir vade için seçilecektir. Fakat bu seçim onu, otomatik olarak başmüftü yapmayacaktır. Bulgar hükümetinin Osmanlı devletine müracat ederek şeyhülislâmın tasvip ve tasdikini alması gerekmektedir. Şeyülislâm da kendi tarafından yayınlayacağı bir ferman ile yeni seçilen müftüyü tasdik ederek kendisine murasele-i şeriyye"(Şeriyat mesajı) gönderilecektir. Bu şekilde onun memleket içindeki diğer müftülerin müvekkili olma hakkı tanınmış olmaktadır. Böylece İstanbul anlaşması o zamana kadar Dış işler ve mezhepler Bakanlığının elinde bulunan müftüleri tayin ve azletme yetkisi elinden alınmış oluyor.

Bu yeni sözleşmeler temelinde 1910 yılında ilk defa olarak Sofya Bölge Müftüsü Hocazade Mehmet Kuhyiddin başmüftü seçiliyor. Balkan harpleri sonunda, 29 Eylül 1913'tı Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında barış anlaşması imza ediliyor. Ek olarak bu anlaşmaya yeniden getirilen bir başka sözleşme ile müftülükler sorunu çok daha esaslı bir şekilde ele alınmış oluyor. Diplomasi tarihinde "Müftülükler Sözleşmesi" adı altında geçen bu belge, 1909 yılında imza edilen sözleşmeden iki hususta farklanıyor:

1.Başmüftünün, müftülerin ve müftü vekillerinin olduğu gibi müftülük kurumlarındaki görevlilerin maaşları Bulgar hükümeti tarafından ödenecektir.

Başmüftülüğün örgütlenmesi, Başmüftü tarafından hazırlanaсак bir tüzük üzere olacaktır. Ancak Birinci Dünya Harbinin başlaması üzere tüzüğün hazırlanması gecikiyor ve Müslümanlar mezhebi çalışmalarını düzenleyen geniş kapsamlı ve ayrıntılı tüzük, birkaç yıl gecikmeyle ikinci İstanbul sözleşmesi istemleri uyarınca hazır lanmış oluyor. 1919 yılında yürürlüğne konulan bu tüzük, "Bulgaristan Müslümanları dini kuruluşlarının örgütlenmesi ve yönetimi tüzüğü" adını taşımaktadır. Yeni tüzük, 9 bölümden ve 189 maddeden ibaret olup ondan sonra hazırlanacak tüzüklere, gerçekten de örmek olma özelliklerine sahiptir. Fakat daha önceden olduğu gibi, izleyen yıllarda da olaylar yasalarda yazıldığı gibi seyretmeyerek bazı hallerde uluslar arası anlaşmalar ve Msülümanlar mezhebi tüzüğü cidden gözardı ediliyor..

Özellikle 20. yüz yılın 20'li yıllarından sonra iktidara gelen çeşitli hükümetler do^ğrudan doğruya Müslümanların iç işlerine karışmaya başlıyorlar. Anayasa ve diğer yasalara aykırı olarak artık başmüftü seçilmeyerek o yıllarda Mezhepler Müdürlüğünün hukuken bağlı olduğu dışişler bakanı tarafından atanıyor. Bu durum, ikiE ci dünya savaşına kadar devam ediyyor.

Komünistlerin iktidara gelmesinden sonra 4 Aralık 1947'de kabul edilen Anayasa, vicdan özgürlüğü adına 78. Maddeyi getiriyor. Bu madde ile güya vatandaşları dini ayinlerini ve ibadetlerini yerine getirme hakkı tanınıyor. Yeni Anayasada: "Ayrı ayrı dini toplulukların durumu, finansmanı, iç sorunlarının yoluna konulması ve kendi kendilerini yönetimleri özel bir kanunla olacaktır"deniliyor.Yeni anayasanın vaadettiği bu kanun, 24 Şubat 1949' da Büyük Nalk Meclisi, tarafından kabul edilerek "Mezhepler Kamunu" adı altında yürürlüğe giriyor. "Mezhepler Kanununun" 5. Maddesinde şöyle denilmektedir: "Dinsel ve örgütsel yapılarında/ibadetlerinde farklxdinler., toplumsal nizama ve iyi ahlâk kurallarına aykırı düşmedikçekendi kanun ve tüzükleri uyarınca harrket edebilirler"denilmektedir Mezhepler Kanununda kabul edilmesi, öngörülen yeni tüzük,22 Mayıs 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından tastiklenen "Bulgaristan halk Cumhuriyetinde müslümanların manevi teşkilâtı ve yönetimi tüzüğü" adı altında yürülüğe konuluyor. Bu tüzüğün 84. Maddesinde "Bulgaristan Halk Cumhuriyetinde Müslüman Türkler dini yönden Müslüman encümenlikleri aracılığıyla kendi başmüftülerini seçerler" denilmektedir. 104. Maddenin istemlerine göre ise başmüftü, müftüler tarafından 6 yıllık bir süre için seçilir. Fatan 9 Eylül 1944'ten sonra Başmüftü seçimi sadece bir temenni olarak kalmış, başmüftü daima pari kimi göstermişse o olmuş veya seçilmiştir.

Cookies make it easier for us to provide you with our services. With the usage of our services you permit us to use cookies.
Ok